| |||||||||||
| Anasayfa | DISK'e bagli Sendikalar | Iletisim | Sendikamizdan | Yasal Uyari | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||
AramaEn Çok Okunan Haberler
|
TUZLA'DA ISÇILER, SERMAYE, GEMILER, TERSANELERKaydira kaydira nereye?
Bu senenin ocak ve subat aylarinda üst üste alti tersane isçisinin ölmesi, Tuzla’daki is kazasi sonucu ölümlerin 8 ayda 18’e çikmasi üzerine genis kamuoyunun ilgisi Tuzla’ya ‘kaydi.’ Emek haberleri vermeye alisik olmayan ana akim medya bile üst üste gelen ölüm haberleri, tersane sahibi milletvekilleri ve sendikacilarla röportajlar, gurbetçi isçilerin bekâr odalarindan ‘sefalet görüntüleri’ ile doldu. Tersanecileri mafya babalari olarak gösteren dizilerin elindeki ‘tersaneden görüntü verme’ tekeli kirilmis oldu. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin hikâyesi ise basli basina ‘kaydirmalarin’ hikâyesi… HALIÇ VE ISTINYE’DEN ÖZEL TERSANELERIN TUZLA’YA KAYDIRILMASI Gemi insa sektörünün bölgeye tasinmasi, 1969’da bir Bakanlar Kurulu karariyla Istanbul Tuzla Ilçesi’ndeki[1] Aydinli Koyu’nun Gemi Insa ve Yan Sanayi Bölgesi olarak ayrilmasiyla gerçeklesiyor. Haliç, Tophane, Istinye, Kasimpasa gibi Istanbul’un bazi semtlerinde bulunan gemi insa, tamir ve bakim ile ugrasan özel tersanelerin bu bölgeye tasinmasi için yer tahsisi yapilmis ve Maliye Bakanligindan 49 yilligina irtifa hakki ile Tersaneler Bölgesi kurulmus. 2001’de tamamen kuruyan, o zaman Türkiye’deki sayili lagün göllerinden olan, ‘kus cenneti’ Kamil Abdus Gölü’nün[2] hemen yani basindaki bu koyda 1970’lerin sonuna kadar hatiri sayilir bir tersanecilik faaliyeti gelismiyor. Tahsisin ötesinde, fiilen Tuzla’da tersanelerin yogunlastigi dönem, 1982 yilindan itibaren, yani ‘Dalan döneminde’ Haliç’in endüstriden arindirilmasi ve GISAD fonu adiyla devlet tesvikleri verilen ihracat yönelimli ekonomiye geçis dönemi. Hal-i hazirda Türkiye’deki ticarî-gemi insa ve tamir kapasitesinin yüzde 90’i Tuzla Bölgesi’ndeki deniz ulasim araçlari insa ve tamir tesisleri tarafindan gerçeklestiriyor. Bu tesisler, 31 adet tersane amaçli firma, 7 adet ahsap-fiberglas-çelik tekne (yat) imal yeri olmak üzere digerleriyle beraber toplam 48 adet. Önümüzdeki üç sene içerisinde tersane sayisinin ikiye katlanip 130’lara varacagi ve yayilimin Karadeniz, Çanakkale kiyilari ve Akdeniz yönünde olacagi öngörülse de, Tuzla hal-i hazirda gemi insa ve tamir sanayiinin Türkiye’deki neredeyse mekânsal tekelini teskil ediyor. Tuzla’daki tesislerin 41 adedi GISBIR (Gemi Insa Sanayicileri Birligi) üyesi isletmeler. Gemi ve yat yapim ve tamiri konusunda Türkiye piyasasini belirleyen aktörler, iste bu tersanelerin sahipleri. Daha da ayrintili bir incelemede, Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde üretim liderliginin, toplam 8 ailenin elinde toplandigi söylenebilir. Bunlar, genellikle kendi filolariyla deniz tasimaciligi yapan Karadeniz kökenli aileler. Kalkavan, Yardimci, Sadikoglu, Torlak, Bayrak, Çiçek, Üner ve Kaptanoglu aileleri birkaç nesildir armatör ve/veya tersaneci olarak çalismaktalar. Önceden Haliç’te küçük bir çekek yeri olan 3 aile, 1980 sonrasinda Tuzla’ya tasinmislar. 1995 sonrasinda ise, tasimacilikla ugrasan 5 aile tersane sahibi olmuslar.[3] Bu ailelerin içinde eski ve yeni milletvekilleri de oldugundan, Tuzla’da siyasetadamligi ve isadamliginin tek mekân ve sektörde yogun bir iç içe geçmisligi yasanmakta. GEMI INSA SANAYIININ MERKEZININ 1970’LERDE BATI AVRUPA’DAN DOGU AVRUPA’YA KAYDIRILMASI Türkiye gemi insa sanayiindeki 1980’lerden itibaren yasanan büyüme ve 2001’den itibaren yasanan patlamanin ise Türkiye disindaki dinamiklerle ilgisi var. 1970 ortalarina dek gemi insa sanayiinin merkezi Bati Avrupa ülkeleriydi. Otomotiv, tekstil gibi diger pek çok sektörde oldugu gibi sanayi, bu dönemden sonra emek maliyeti daha düsük olan daha ‘Dogu’daki’ ülkelere kaymaya basladi. Bugün gemi insa sanayiinin merkezi Güney Kore, Japonya ve Çin’e kaymis durumda. 1970’lerle karsilastirildiginda bugün beste bire düsmüs istihdamiyla Bati Avrupa tersaneleri, üst düzey teknoloji gerektiren bazi deniz araçlarinin üretiminde hâlâ liderligi devam ettiriyorlar. Her ne kadar Türkiye gemi insa sanayiinin tüm dünya üretiminden aldigi pay yüzde 2’yi bile bulmasa da, AB ülkeleri, özellikle orta karmasiklikta ve tonajdaki kimyasal tanker ve mega yat siparislerinde, ithal modelleri esnek ve daha ucuz bir isgücü ile üreten Tuzla’yi siklikla tercih ediyorlar. Tuzla’yi bugünkü Tuzla yapan ilk faktör bu mekânsal kaydirmalarsa, bir üçüncü etmen de uluslararasi ticaret konjonktüründeki ve mevzuattaki dönüsüm: Birincisi, son bes yildir sürekli artan dünya ticaret hacminin yaklasik yüzde 95'i denizyoluyla gerçeklesiyor. Ikincisi ise, Uluslararasi Denizcilik Örgütü (IMO)'nün yeni gemi insasini arttirici düzenlemeleri: 2005 yili itibariyle 15 yas üstü gemiler seferden menedilmis, 2015 yilindan itibaren de tek cidarli gemiler seferden menedilecektir. Bu iki faktör, yeni gemi yapimina ve tamirine olan talebi tüm dünyada patlatmistir. Türkiye'de özel gemi insa sektörü, diger dünya tersaneleri gibi 2011’e kadar yeni siparis kabul edemeyeceklerini açiklayan istikrarli ve yüksek kârla çalisan firmalara sahiptir. TUZLA’DA EMEGIN TASERONLUK SISTEMI IÇINDE ÖRGÜTLENMESI: ENFORMELE KAYDIRMA? Türkiye gemi insa faaliyetlerinin kamudan özel sektöre kaydirilmasi, 2000 senesinde Haliç ve Camialti Tersanelerinin, Özellestirme Yüksek Kurulu karari ile üretime son vermeleriyle (su anda sadece tamir faaliyeti devam ediyor) tamamlanmisti. Bu sirada Tuzla’da yirmi seneyi askin geçmisi olan özel tersaneler ise, daha çok kamu mülkiyetinde üretim yapildigi için çok spesifik alanlarda varligi görünen ‘taseron tipi üretim tarzi’ni bir kural, bir sistem halinde çoktan oturtmus bulunuyorlardi: 1970’li yillarin ikinci yarisinda Tuzla’ya tasinmaya baslayan sektör daha yeni gelismekte iken, tersaneler ve bu tersanelerle çalisan armatörler, tanidiklari ve isine güvendikleri bazi ustalari yönlendirmeye basladilar. Piyasada o dönem isçi olarak çalisan ustalarin çogunlugu, taseronluk yapmak üzere islerinden ayrilip yanlarina aldiklari isçilerle birer firma kurdular. 1980’lerin ortasina gelindiginde kriz nedeniyle kadrolarini küçültmek isteyen ama tecrübeli ustalarini da kaybetmek istemeyen tersaneler, taseronlasma egilimini beslediler. Böylece islerin kalitesini eskiye oranla saglayamama riskine ragmen, çekirdek kadroya ait emek ve is güvenligi maliyetlerini oldukça düsürmüs oldular. [2] “Bir cennet yeniden doguyor.” http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=12355 [3] Capital dergisi, “Gemideki Aileler”, Agustos 2003, http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=559 Bugün Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki 48 tersanede devri daim eden, sayisini tam olarak kimsenin bilmedigi, 1.000 ila 1.500 adet oldugunu tahmin ettigimiz, kimisi 5, kimisi 150 isçi çalistiran taseron firma, 28.000-33.000 oldugu telaffuz edilen toplam istihdamin yüzde 90’a varan bir kismini saglamaktalar. Kendilerine siparis edilen gemi insa ve tamiri ile ilgili isleri parçalar halinde (montaj, kaynak, taslama, raspa, gemi temizligi, boru ve elektrik donanimi) taseronlara ihaleye açan tersane sahipleri, teknik gözetim, vinç operatörlügü, forklift soförlügü gibi daha fazla vasif gerektiren ve pahali is aletlerinin söz konusu oldugu isleri kadrolu elemanlarina yaptirmaktadirlar. Esneklik, risk ve is maliyeti aktarimi, kârlilik ve uluslararasi piyasalarda rekabet edebilirligi saglayan ‘taseron tipi esnek çalisma tarzi’ üretimde müthis bir parçalanmisligi ve enformel örgütlenmeyi getirmistir. Bugün Tuzla Tersaneler Bölgesi’nin alâmet-i farikasi haline gelen bu sistem, Is Yasasi’nin “Isletmenin ve isin geregi ile teknolojik nedenlerle uzmanlik gerektiren isler disinda asil is bölünerek alt isverenlere verilemez” hükmünü içeren 2. maddesine açikça aykiri bir pratiktir. ‘Müstakbel’ Istihdam Paketi’nde alt isveren iliskilerini düzenleyen maddelerin yenilenmesi ile hukukî durumun fiilî duruma uydurulmasi yoluna gidilecegine dair ciddi emâreler,[1] Tuzla’daki bu esnek çalistirma sistemine dokunmanin zorluklarini göstermektedir. Küresel ölçekte baktigimizda gemi insa sanayiinde de istihdamin çekirdek kadrolardan esnek kadrolara kaydirilmasi egiliminden bahsetmek rahatça mümkün.[2] Fakat Türkiye’deki gemi insa sanayii bir sanayi haline geldigi 1980’lerden itibaren sektörü ‘esnek taseron tipi çalisma tarzi’ çerçevesinde örgütlediginden, bir dönüsüme isaret eden ‘enformellesme’ kavramini Tuzla için kullanmak dogru gözükmüyor. Tuzla, 1980’den sonra adim adim kurumsallasan neoliberal ekonomik modelin çalisma hayatina getirdigi ‘esneklik ve güvencesizligin’ isçilerin hayatina ve is güvenligine dair etkileriyle beraber bir laboratuar vakasi olarak karsimizda durmakta. TUZLA’DA IS KAZALARI NEDEN ARTTI: BÜYÜME, ISI YOGUNLASTIRMA VE TASERONLUK SISTEMI Türkiye gemi insa sanayii, özellikle 10-15.000 dwt’luk kimyasal tanker üretiminde ve seri ölümlü is kazalarindaki artisla dünyada ön plana çikiyor. Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde yasanan önlenebilir ölümcül is kazalari da, 2001 malî kriz sonrasinda sektörde yasanan üretim düzeyindeki büyümeye açik bir paralellik gösteriyor. Teslim edilen gemi, tonaj (dwt) bazinda son üç senede (2004-2007) üç misli artarken, is kazalari -uzun vadede etkisi gözüken ve nadiren kayit altina alinabilen meslek hastaliklari ve yaralanmalar disarida birakildiginda ve sadece ölümcül is kazalarina bakildiginda bile- bu büyümeye neredeyse birebir paralel olarak artmis. 2004’te 5 isçi Tuzla’da canini birakirken, 2007-2008’de bu sayi 18’e yükselmis. Tersaneler Bölgesi’nde artan isçi ölümlerinin temelinde ise, indirgemeci bir sekilde sik sik iddia edildigi gibi ‘egitimsiz isçiler’ veya ‘taseronluk sistemi’ yoktur. Bu iki etmen de, gemi insa sanayiinde kârlilik ve rekabet edebilirligi saglayan esnek çalistirma tarzinin, ayni artan is kazalari gibi, birer emâresidirler. Tuzla’daki ölümlerin arka planinda, tersane sahiplerinin gemi insa sanayiindeki bu istisnaî konjonktürü kaçirmamak için, isçileri daha yogun ve daha uzun çalistirarak, hem isçilerin biyolojik sinirina, hem de Tersanelerin mekânsal sinirlarina dayanan bir çalisma tarzini uygulamalari yatmaktadir. Rapor çalismalarimiz sirasinda üç mesai üst üste, yani günde 22 saate kadar varan çalisma saatlerine bile rastladik. Haliyle isi yogunlastirma, yani isçi basina saatte islenen sac miktarini arttirmaya dair tespitler ise çalisma saatlerinden daha zor yapilabiliyorlar. Tuzla’da çalisan bir mühendisin ifadesi bu konudaki müstakbel çalismalara da sezgisel bir baslangiç teskil edecek nitelikte: “Bizim aldigimiz bloklarinin teslim tarihi belli. O tarihte isin tersaneye teslim edilmesi gerekiyor. Taseron açisindan ne kadar erken biterse malîyetten o kadar düsüyorsunuz. Isin erken bitmesi isçilere daha az yevmiye ödenmesi anlamina geliyor. Az isçi ile çok is yapilarak en üst performans elde edilmeye çalisiyor.” Zira is ‘çabuk çabuk’ yetismeli, siparisi veren armatörün tazminatina mâruz kalinmamali ve hemen siradaki geminin insasina/tamirine baslanmalidir! Bu is baskisi da siparisi veren armatörden tersane sahibine, tersane sahibinden taserona, bazen taserondan taseronun taseronuna, oradan da en zayif halka olan isçiye aktarilmaktadir. Iste ancak bu arka plani koyduktan sonra, taseronluk sisteminin is kazalarini artirici rolünden bahsetmek anlamlidir: Bu yogunlukta bir üretime tekabül eden yapisal is güvenligi yatirimlarinin yapilmadigi, Çalisma Bakanligi’nin 2007’de yaptigi teftislerin raporlariyla da sabitlenmis[3] sektörün, binlerce isletmeye bölünmüs oldugu hatirlayalim. Yasaya göre, isverenler, isyerlerinde saglikli ve güvenli çalisma ortaminin tesis edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Ayni anda ayni tersanede (isyerinde) onlarca baska irili ufakli taseron sirketle yan yana çalisan taseronlarin bir araya gelip, çalisma alaninda (ana isveren tersanenin içinde) isçilerin hayatina kastetmeyen önleyici genel tedbirleri (kablolarin bakimi, gaz ölçümü, iskelelerin uygun kurulmasi vs.) alma gücü yoktur. Baret, kemer takmak, bu is güvenligi yatiriminin yaninda aslî olmayan is güvenligi unsurlaridir. Tuzla’da isyeri güvenligi, kisisel koruyucu donanimin saglanmasi gibi hayatî öneme sahip ve yasal yatirimlar, daha dar kâr marjlariyla çalisan taseron sirket sahibinin vicdanina birakilmis keyfî bir karar haline gelmistir. TASERON ISÇILER: GEMILERIN PESINDE MEMLEKET DEGISTIRENLER Tuzla’yi Tuzla yapan bir diger ‘kaydirma’ da insan göçüdür. Taseron firma sahipleri istihdamin neredeyse tamamini, öncelikle Istanbul’a degisik dönemde göç etmis ‘hemsehrilerden’ saglamislar. Tuzla’da bu aglarin izleri hâlâ belirgindir: Tersanelerde, nispeten erken bir zamanda Tuzla’ya göç eden Samsunlular raspa ve boya, Sivas, Tokat ve Kastamonulular montaj ve kaynak, az yevmiyeli ve daha ‘pis isler’ olan taslama ve gemi temizliginde ise en son zorunlu/ekonomik göç dalgasiyla kopup gelen, ana dili Arapça olan Urfalilar, Batmanlilar, Diyarbakirlilar agirliktadir. Farkli göç dalgalarinin yarattigi hiyerarsi, tersanelerdeki is hiyerarsisiyle bu sekilde iliskilidir. Son dönemde basinda “sefalet görüntüleri” olarak yansiyan bekâr odalarinda kalan, yogunlukla son göç dalgasiyla gelenler, ne sirf Tuzla’ya has bir durumdur, ne de Tuzla isçisinin çogunlugunu olusturmaktadir. Bu görüntülerin, Tuzla’nin genel istihdam yapisinda nereye oturdugu tanimlanmadan, Tuzla genelini yansitiyormus gibi sunulmalari “egitimsiz Kürtler, Araplar geldi, ölümler artti” gibi genel bir kaniya yol açmaktadir. Taseron isçilerin sigortalarini parça bölük yatiran, girdi-çikti yapan, fazla mesai uygulamalarini dayatan, isçi kaza geçirince hastaneye götürüp masraflarini ödeyen, çogu zaman taseron firma sahibidir. Tuzla’daki emegin örgütlenmesinde bir birincil hemsehrilik/akrabalik iliskileri belirleyici olmus, olusan isçi-isveren iliskilerinin üzerini örtmüstür. Tuzla’daki isçilerin yüzde 80-90’lara varan çogunlugunu olusturan bu isçiler için ana isveren tersane sahipleri henüz ciddi ve kurumsallasmis bir sorumluluk almaktan kaçinmakta, emek ve is güvenligi maliyetlerini bu mitoz bölünmeyle çogalmis yüzlerce taseron isletmeye aktarmaya devam etmektedirler. PARÇALANMIS ISTIHDAM=PARÇALANMIS MUHALEFET MI?: VERILER, SORUNLAR, GELISMELER, UMUTLAR Tuzla’daki isçi örgütlenmeleri bu parçalanmis istihdamdan ve oligopolist sermaye yapisindan nasibini aliyorlar. Bu iskolunda biri Türk-Is’e bagli Dok Gemi-Is, digeri DISK’e bagli Limter-Is olmak üzere iki sendika bulunuyor. Dok Gemi-Is, sendikal düzenin geçerli oldugu zamanlarda, toplu pazarlik masasina oturabilen kamu tersanelerinde, 1960’lardaki kamudaki tek konfederasyon yapisi geregi sözü geçen sendikaydi.[4] Bugün, 2000 Özellestirilmesine karsi verilen sendikal mücadele Dok Gemi-Is’in son sendikal refleksi olarak gözüküyor. Dok Gemi-Is, Tuzla’da yalnizca kadrolu isçilere yönelik sendikal örgütlenme uyguluyor, is kazalari konusunda herhangi bir isçi eyleminde bulunmuyor ve 2000 yilindan itibaren Tuzla’da ölen 55 isçinin 54’ünü teskil eden taseron isçilere dair simdiye kadar herhangi bir misyon almis degil. Merkezi bile hâlâ Kasimpasa’da bulunan bu ‘uyumlu sendika’, son is kazalariyla kamuoyunun gündemine oturana dek Tuzla’daki çalisma kosullarina dair bir ‘görmedim, duymadim’ politikasi uyguluyordu. Su anda ise Dok Gemi-Is -taseron isçilere yönelik bir ilgi, bilgi ve misyon bilinci konusunda henüz rüstünü ispatlamadigi için- Çalisma Bakanligi ve GISBIR ile ortak imza koydugu tersane isçilerini egitmeye yönelik (?) “Egitim Protokolü”yle, yapisal sorunlara ve isçilerin büyük kismina dokunmayan, göstermelik bir tedbire göstermelik bir ‘isçi tarafi katilimi’ oyunu oynuyora benziyor.[5] Hal-i hazirda yüzde 34 ile, yüzde 10 ülke barajini geçerek, tersanelerin yarisina yakinindaki kadrolu isçiler adina, ne kadar ‘pazarliga tâbi oldugunu’ tam kestiremedigimiz toplu is sözlesmeleri imzaliyor. Gelelim Limter-Is Sendikasina: DISK’in tekrar açilmasiyla 1992’de Tuzla’da tekrar faaliyete geçen bu sendika, taseron isçilere yönelik örgütlenme yürütüyor. Karsisinda binlerle ifade edilen isletme sayisina bölünmüs bir isçi kitlesi var. Açikça sinif sendikaciligini siar edindigini ifade eden Limter-Is, is kazalari, gemi sökümüne yollanan asbestli gemiler, yevmiyeleri ödemeden kaçan taseronlar gibi konularda sürekli eylemler düzenliyor. Son süreçte Tuzla’daki is kazalarinin görünür olmasi, bu konuya müdahil olup, bilgi derleyecek bir mesleklerarasi komisyonun kurulmasi[6], Meclis’te “tersane isçisinin yasam hakki ekseninde” milletvekili katilimiyla eylem düzenlenmesi gibi konularda motor konumunda. Limter-Is’in, yüzde 10 barajini asamadigi için, toplu sözlesme ve grev hakki yok. Su anda Tuzla’daki istihdam yapisi içinde gerçekçi olmaktan uzak resmî grev yerine, Limter-Is, DISK’in is kazalarina karsi Tuzla’da yapacagi 24 saatlik nöbeti genisleterek, 27 ve 28 Subat’ta iki günlük bir fiilî grev/eylem gerçeklestirdi. Türk-Is’e bagli pek çok muhalif sendika ve demokratik kitle örgütünün de destegiyle gerçeklestirilen eylem sonunda, ilk asamada mevcut Is Yasasi’nin Tuzla’da uygulanmasi talebini GISBIR nezdinde bu sefer kitle destegiyle öne sürdü. Bu ‘fiilî eylem’ stratejisi, Limter-Is’in artik Çalisma Bakanligi, GISBIR ve Dok Gemi-Is’in oturdugu masalara davet edilmedigi su süreçte[7] sendikal muhalefet açisindan önemli bir strateji haline gelmis gözüküyor. Bu strateji, Tuzla’daki isçilerinin çogunlugunu olusturan taseron isçilerin çalisma kosullarinin dönüstürülmesi için atilacak adimlarin tanimlanmasi ve uygulanmasinda, dogru ‘isçi muhatabi’ konusunda davet bekleyen bir tutumdan çok, ‘dogrudan masaya oturma hakkini alan’ bir tutumu göstermesi açisindan önemli ve dikkatle takip edilmesi gereken bir deneyim. [1] bkz. Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakani Faruk Çelik’in 15 Subat 2008’de DISK Genel Kurulu’nda yaptigi konusma. Radikal, 16 Subat 2008. [2] Almanya Tersanelerindeki istihdamin su anda yüzde 53’lük bir kismini ödünç (Leiharbeiter) ve sözlesmeli isçiler (Werkvertragsbasis) olusturmaktadir. Thornsten Ludwig, Jochen Tholen. Beschaeftigung, Auftragslage und Perspektiven im deutschen Schiffbau, IG-Metall-Küste Sendikasi Yayini, 2007. [3] Teftis raporlarinin sonuçlarinin sonuçlari ve degerlendirmesi için Tuzla Raporu, s. 100. [4] Sükran Soner, Isçinin Evreninden kösesi. “Kumpas”, Cumhuriyet, 28 Subat 2008. [5] “‘Tersanelerde Is Sagligi ve Güvenliginin Gelistirilmesi Isbirligi Protokolü’ Imzalandi”, 26 Subat 2008, http://www.calisma.gov.tr/article.php?article_id=355 [6] Tuzla Raporu’nu kaleme alan Tuzla Tersaneler Bölgesi Izleme ve Inceleme Komisyonu, TMMOB Istanbul Il Koordinasyon Kurulu, Istanbul Tabip Odasi, Istanbul Isçi Sagligi Enstitüsü ve sahayla ilgili sosyal bilimcilerden olusuyor. Su anda Tersaneler Bölgesi’nde komisyona kapisini açan ilk ve henüz tek tersanede bagimsiz bir inceleme yürütmekte. [7] Meral Tamer, “Sayin Çelik, Tuzla’daki bütün isçilerin bakani degil mi?”, Milliyet, 4 Mart 2008. Su anki yöneticileri halen isçilik deneyiminden uzaklasmamis, (isten atilmadiklari dönemlerde) bilfiil tersane isi ile geçinen sosyalist düsüncedeki isçilerden olusan Limter-Is Sendikasi ekseninde mekânsal olarak yogunlastirilmis gemi insa sanayiinde, deneyimlerinden ögrenilecek bir sendikal/sosyal/sinifsal/kentsel muhalefet olusmus durumda. Seri haline gelen is kazalarina, karsisinda ‘yasam hakki’ gibi genis kesimlere ulasabilen/ulasabilecek bir dert ekseninde yogunlasmis bu muhalefet, genelde, meslek odalari ve konfederasyonlari birbirine yaklastiran Genel Saglik Sigortasi Yasasi’na karsi yakinlasmalardan da, DISK’in subattaki son genel kurulunda yönlendirici olarak karara bagladigi “Toplumsal Ayaga Kalkis Çagrisi”ndan da beslenmekte. Buradan aldigi destegi tazeleyerek, yerelde, yani Tuzla bazinda, bin bir isletmeye dagilmis, yogun bir rotasyon ile düzensiz ve güvencesiz çalisan bir isçi kesimini, isyeri ve iskolu barajlarini da göz önünde bulundurarak örgütleme stratejileri gelistirmek mesaisi önünde duruyor. Bu konuda Limter-Is’in bir mekânsal avantaji var: Her ne kadar istihdam bin bir parçaya bölünmüs olsa da, neredeyse tüm iskolunun tek bir mekânda, Tuzla Havza’sinda yogunlasmis olmasi, bu mekânsal deneyim bütünlügünün soyut siyasî söylem döngülerine girip de sünmeden, yerelde, yerinde siyasîlestirilebilme potansiyelini artiriyor. Tuzla Tersaneler Bölgesi örnegindeki muhalefetin parçalanmisligi ile ilgili deginilecek son nokta ise, çesitli sol örgütlenmelerin havzada dernek, komite, komisyon adi altindaki birbirinden ve Limter-Is’den kopuk ve çogu zaman da hasmâne bir tarzda gerçeklestirdikleri gruplasmalar. Tuzla’daki isçilerin memleket ve cemaatler olarak bölünmüslügünü neredeyse birebir yansitan bu gruplar, kendi niyetlerinden bagimsiz ve çogu zaman da tersine, Tuzla’daki mekânsal deneyim bütünlügünü bölmekte. Bu bölünmüs görüntü ise gündelik geçim gaileleri ve gündelik hayatta bombardimani altinda birakildigimiz (“sendika, bölücülük, teröristlik yapiyor!” gibi) ideolojik kaliplar içine gömülmüs taseron isçilerin örgütlenmeden duydugu korkuyu ve güvensizligi artirmakta. TUZLA TERSANELERININ KAYDIRILMA TARTISMALARI: SÖYLENTILER, PAZARLIKLARIN YANSIMASI MI? Yazimin sonunda, Tuzla’daki seri is kazalarinin arttigi ve kamuoyunun gündemine diger dönemlerden daha farkli ve yogun bir sekilde girdigi dönemin hemen öncesine denk düsen bazi mekânsal dönüsümlere deginmek istiyorum. Tuzla tersanelerinin kaldirilma ihtimali, ilk defa 2006 yilinin Ekim ayinda basina yansidi. Ancak basindan takip edebildigimiz bu tartismayi açiga çikaran, Istanbul Büyüksehir Belediye (IBB) Meclisi’nin 02.05.2006’da kamuoyuna açikladigi Istanbul Çevre Düzeni Plani’nin, 14.07.2006 günü 1370 sayili karari ve Büyüksehir Belediye Baskani Kadir Topbas’in 22.08.2006 tarihli onayi ile kabul edilmesi ve bu planda Tuzla Aydinli Koyu’nda bulunan tersanelerin, sanayi lejantindan çikartilip, çalisma alani (Merkezî Is Alani - MIA) lejantina alinmasi oldu. IBB’ye bagli olarak çalisan ve yari kamu yari özel bir hukukî statüye sahip Istanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarim Merkezi’nde hazirlanan 1/100.000 ölçekli Istanbul Çevre Düzeni Plani, ölçegi çok büyük olmasi sayesinde Istanbul hakkindaki yeni genel kentsel yönelimler konusunda önemli bilgiler vermekte. Bu plan, genelde, 1980’lerden beri gemi insa sanayiinin merkezi olan Tuzla’nin “Istanbul’da sanayiinin desantralizasyonu”, yani IBB Baskani Kadir Topbas’in ifadesiyle “Istanbul’u bir sanayi kenti olmaktan çikarma, bilgiye dayali bir hizmetler ve kültür kenti kurma”[1] politikasi dahilinde, en azindan yerel politikalar bazinda sorgulanir hale gelmesi anlamina geliyordu. Bu genel politika, plandan takip edilebildigi ölçüde Pendik ve Tuzla’ya dair projeksiyonlara su ifadelerle yansimaktadir: “Haydarpasa Limani, Marmaray Projesi dahilinde devre disi kalacagi için, Pendik ve Tuzla’nin liman altyapilarinin ve buralardaki (mevcut) liman ve tersane alanlarinin lojistik merkezler olarak gelistirilmesi, üniversite altyapilarinin gelismesi, spor ve fuar alanlarina konu edilmesi, burasinin ulasim ve lojistik faaliyetlerin birlestigi bir alt-merkez kimligi kazanmasi.” Özelde ise, Büyüksehir Belediye Meclisi’nin Istanbul Çevre Düzeni Plani çerçevesinde yaptigi lejant degisikligi ile, Tuzla Aydinli Koyunda bulunan ve mülkiyeti Millî Emlak’a ait olan ve 49 yilligina tersane sahipleri tarafindan kiralanmis 44 tersane ve 800 yan sanayinin bölgeden çikartilmasi” ilk defa tartisilabilir hale geldi. Bu ise, sektörün en önemli haber kaynaklarindan birinin ifadesiyle, “denizcilik sektöründe bomba etkisi yapti.”[2] GISBIR üst düzey yöneticilerinin hem kurumlar arasi hem de sözel tepkisi gecikmedi[3], durumun IBB nezdinde düzeltildigi açiklandi ve bu tarihten sonra Tuzla’nin tasinmasi konusunda basina yansiyan bir haber olmadi. Bu tartisma veya pazarliklar su anda rafa kaldirilmis veya artik anlamli olmasa da, Istanbul’un sanayi islevlerinden arindirilmasi sürecinin genel bir egilim oldugunun bilgisiyle, Tuzla civarindaki bazi dönüsümlere göz atmak yerinde gözüküyor. Istanbul Çevre Düzenleme Plani’nin açiklanmasinin öncesinde de, piyasa ve siyasî düzenlemelerin sinyallerini takip ettigimizde, Tuzla ilçesine gemi insa sanayii tarzindaki agir sanayi disinda yeni islevler biçildigine dair bazi veriler gözlemlenebilmektedir. Bunlari olusum sirasina göre söyle siralayabiliriz: Kurtköy Havaalani’nin 2001’de açilmasi, çevresini bir konut, alisveris merkezi, fuar alani olarak dönüstürmeye baslamasi,[4] “Pendik Silicon Valley Tasarisi” olarak da adlandirilan Pendik Kentsel Dönüsüm ve Ileri Teknoloji Parki Kanun Tasarisi’nin 10 Nisan 2007’de kabul edilmesi,[5] Formula 1’in 2005’den itibaren Tuzla Akfirat Mevkii’nde insa edilen “Istanbul Park” adindaki pistte yapilmaya baslanmasi,[6] Levent’ten sonra ikinci bir ‘gökdelen aksi’ (Merkezî Is Alani - MIA) olarak Kartal’i sanayiden arindirma projelendirmesi,[7] bes bin küsür konutu kapsayan Tuzla Aydinli ve Sifa Mahalleleri Konut Alanlari Kentsel Dönüsüm Projeleri.[8] Tuzla’nin etrafinda bu dönüsümler yasanirken, Tuzla’daki en büyük tersane sahipleri hem Tuzla’da, hem de Yalova, Gelibolu gibi yeni tersane alanlarinda büyük ölçekte yatirimlar yapmaya devam ediyorlar. ‘Tuzla’nin nereye gittigini’ takip etmek de, yerelin kapsamini asan mekânsal düzenlemeler, kentsel muhalefet ve makro iktisadî dönüsümlerin dinamiklerine dair temelli sorular sordurtmaya devam ediyor. Tuzla Tersaneler Bölgesi Izleme ve Inceleme Komisyonu, “Tuzla Tersaneler Bölgesi’ndeki Çalisma Kosullari ve Önlenebilir Seri Is Kazalari Hakkinda Rapor”, Istanbul, TMMOB IKK, www.paraketa.net. DPT. IX. Kalkinma Plani Gemi Insa Sanayi Özel Ihtisas Komisyonu Raporu, Nisan 2006.. TMMOB, Gemi Mühendisleri Odasi 2003 Yili Faaliyet Raporu. Bo Strath, The Politics of De-industrialisation. The contraction of the West European Shipbuilding Industry, NY, Croom Helm, 1987. Deniz Ticaret Odasi’nin Eylül 2007 gemi insa sektörü verileri: www.denizticaretodasi.org > Istatistikler. Thornsten Ludwig, Jochen Tholen, Beschaeftigung, Auftragslage und Perspektiven im deutschen Schiffbau, IG-Metall-Küste Sendikasi Yayini, 2007. DISK 13. Genel Kurulu sonunda yayinlanan Yönlendirici Belge: “Ayaga Kalkis Çagrisi”, http://www.disk.org.tr/default.asp?Page=Content&ContentId=475, 18 Subat 2008. “Istanbul Çevre Düzeni Plani”, http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/HizmetAlanlari/cevreplan.htm, 22 Agustos 2006. [1] "Istanbul sanayi kenti olmayacak", http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5537, 10 Ekim 2006. [2] “Tuzla kapatiliyor!”, http://www.denizhaber.com/index.php?sayfa=habgst&id=5299, 22 Eylül 2006. [3] “Tuzla tersaneleri kaldirilmayacak”, Dünya gazetesi, 26 Ekim 2006. [4] “Sabiha Gökçen, Kurtköy’de Gayrimenkulü Uçuruyor”, Dünya gazetesi, 12 Temmuz 2007. [5] Tasari metni için: www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1363.doc. [6] “Formula 1 Geliyor, Tuzla Otel Kente Dönüsüyor”, http://www.yapi.com.tr/turkce/Haber_Detay.asp?NewsID=31009, 28 Temmuz 2005. [7] “Istanbul Metropolitan Planlama’da Sürdürülen Kentsel Tasarim Projeleri”, http://www.planlama.org/index.php?option=com_content&task=view&id=185&Itemid=93. [8] “Istanbul’a Yeni Dizayn”, Yeni Safak, 26 Kasim 2005.
Yazdyrylabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
Son Dakika Haberleri |
|||||||||
|
© 2005-2007 Tüm Haklari Saklidir Altyapy: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||