Limter Is
Anasayfa | DISK'e bagli Sendikalar | Iletisim | Sendikamizdan | Yasal Uyari | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

Arama


Gelişmiş Arama

Tuzla ne istisnai ne adli bir vaka-NeseTüzel-Asli Odman Röportaji-Radikal-26.04.08

Tuzla ne istisnai ne adli bir vaka-NeseTüzel-Asli Odman Röportaji-Radikal-26.04.08

Kategori  Kategori : Basindan
Yorumlar  Yorum Sayysy : 0
Okunma  Okunma : 1207
Tarih  Tarih : 20 Eylül 2008 23:54



Su anda Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde arastirma görevlisi olan Asli Odman, müdahil olmayan, sahayla bulusamayan bilginin egosantrik oldugunu düsünüyor. O yüzden hayatinin büyük bir kismini da, Tuzla Tersaneleri’ndeki ölümlü is kazalari üzerine çalismalari aliyor.




Tuzla Tersaneleri’ndeki seri isçi ölümlerinin bir dogal afet olmadigini kamuoyuna duyuranlardan biri, Tuzla Komisyonu’nun üyesi... Akademisyen Asli Odman son durumu, bu tecrübenin kafasinda netlestirdiklerini, kesfettigi yeni aci dilini anlatti

Orada dizi dizi isçi ölümleri varken, bir grup insan içeride olup biteni kamuoyuna duyurmaya çabalarken o tek basina çok ön plana çikmak istemedi hiç. Kendisini Tuzla’da ‘bulan’ bu akademisyen neredeyse bir haber merkezi gibi aylarca çalisti, tersanelerde olup bitenin vahametini mail’leriyle basin mensuplarina, ilgililere, ilgisizlere ulastirdi. Limter-Is Sendikasi’nin önayak oldugu Tuzla Komisyonu’nun üyesi; komisyonun hazirladigi rapor için çok ugrasti.
Kimdir bu akademisyen? Asli Odman, Viyana Üniversitesi’nde lisans ve Paris Sciences-Po’da siyaset bilimi ve iktisat alaninda yüksek lisans yapti. Meksika’nin 1930’lari üzerine olan tezi için bir süre Meksika’da çalisti. 2003’ten beri Istanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde arastirma görevlisi. Bogaziçi Üniversitesi’nde kent tarihi/sosyolojisi konusunda doktora tezini hazirliyor, bir yandan da Tuzla isleriyle cebellesiyor.
Odman, söylesirken bile birinci tekil sahis kullanmaktan rahatsizdi, lakin biz onu tanimak istemistik bir kere...

Tuzla üzerine çikan haberler, bir döneme yogunlasmis medyanin ilgisi bir nebze de olsa tersanelerdeki durumu degistirdi mi? Insanlar orada olup bitenin bir dogal afet olmadigini anlayabildiler mi sizce? Kamuoyununki çok biçak sirtinda bir ilgi. Tamam, sesiniz duyulmadiginda hiçbir sey yapamiyorsunuz. Tuzla Komisyonu olarak rapor hazirlarken de ilk derdimiz buydu, oradaki çalisma kosullarindan insanlari haberdar etmek... Rapor subatta basildiginda kamuoyu destegini bulduk, fakat bu sefer o süreci yönlendirmek çok zor bir hale geldi. Basinda daha çok bekâr odalari, zorunlu göçle Istanbul’a gelmis isçiler öne çikarildi. O dönem Limter-Is’ten arkadaslar her gün baska gazetecilerle bekâr odalarina kosturuyorlardi. Sonuçta ben kamuoyu ilgisine tamamen iyimser bakamiyorum. Bu haberler çok iyi niyetle yapilmis olsalar dahi, çogu zaman adli bir vaka olarak gösterdi Tuzla’da olanlari. Halbuki Tuzla, Türkiye’deki bütün sektörlerde, bizim su anda rahat rahat oturdugumuz egitim sektörü de dahil, esneklestirme ve taseronlastirma politikalarinin en erken örneklerinden biri. Bu açidan istisnai ya da adli bir vaka degil. Sadece sektörün tek mekâna yogunlasmasi ve örgütlü bir sendikanin çabalariyla göze batici oldu. Ayni dönemde Davutpasa’da patlama oldu; tekstil atölyeleri Istanbul’un birçok mahallesine yayilmis durumda. Olan bitenin seri cinayet gibi sunulmasinin, yapisal sorunlara yogunlasmayi engelledigini düsünüyorum. Insaat sektöründe, gemi insaat sektöründen daha fazla isçi ölüyor her yil. Keske bu kayiplar da görünür olabilse... Ikincisi de medyanin meyli, magduriyet hikâyelerine. Ben orada magdur görsem de, mazlum ve pasif bir kitle görmüyorum. Aciyarak sartlari iyilestirmekten bahsedilirken, aslinda isçiler ötekilestirildi, magdurlar magduriyetlerinden sorumlu tutuldular. Aci olan bu... Halbuki Tuzla’da mühendis de öldü. O da mi egitimsiz?

Çalisma kosullarinda bir degisim var mi?
Biz bu raporu bastiktan sonra sekiz isçi daha öldü, tüm gazeteler Tuzla mansetleri attilar. O dönemde oradaki 48 tersaneden sadece bir tanesi komisyona kapisini açti ve öngörülü bir yöneticilik üslubuyla ‘Buyrun, bagimsiz olarak inceleyin’ dedi. Hatta ilginçtir, o tersanede subatta ölen bir isçiyle ilgili Limter-Is’in düzenledigi eylem sonrasinda bizi içeri çagirdilar. Gemi Insa Sanayicileri Birligi seviyesinde bir teklif almis degiliz. Iyi ve seffaf bir iliski örnegi oldugu için ismini de vermek lazim; Desan Tersanesi’nde mühendisler bir elden, doktorlar bir elden, biz sosyal bilimciler bir elden, üç asamali bir inceleme gerçeklestirdik. Desan Tersanesi’nin yönetici kadrosu ve üst düzey mühendislerine is güvenligi yatirimlari üzerine bir tam gün sunum yaptik. Bu sunum daha sonra alt kadroya ve taseron isçilere de yapilacak. Is kazalarini baretti, kemerdi, isçilerin cahilligiydi; önlem, tedbir ekseninden çikarmak, is güvenligine yatirim eksenine getirmek gerekli.

Tersaneler kadar her seyin taseronlar üzerinden yapildigi baska bir sektör var mi?
Su anda belediye, saglik, egitim, her yerde taseronlar var. Fakat Tuzla bu konuda bir laboratuvar. Zaman içinde taseronlasmamis, 1980’lerde Haliç’in temizlenmesiyle Tuzla, Tuzla oldugu andan itibaren taseron sistemi üzerine kurulmus. Esasinda bu yasa disi. Is Yasasi ‘Asil is, alt isverene verilemez’ diyor. Raporun da, Limter-Is’in de sahada söyledigi, ‘yasa uygulansin’.

Siz sürekli baglanti halindesiniz, isçilerin moralleri nasil bu süreçte? Tuzla’da bazisi 5, bazisi 200 isçi çalistiran 1000-1500 taseron sirkette 20-30 bin isçi çalisiyor. Tek moral var midir bilmem. Onlara yönelik örgütlenmeyi DISK’e bagli Limter-Is Sendikasi yapiyor. Bütün bu is kazalarinin görünür kilinmasinda da, komisyon kurulmasinda da motor güç o oldu. Sadece kadrolu isçilerin sendikasi görünen Türk-Is’e bagli Dok-Gemi-Is’in, taseron isçilere dair rüstünü ispatlamadigi için isçi tarafi olarak algilanmasini hayirli görmüyorum. Bu yogun haber sürecinin Limter-Is’e karsi yürütülen bölücü, terörist gibi propagandalari zayiflattigini gözlemleyebildik. Gerçekten dertleri mesrulasti. Sendikanin daha dolu oldugunu, fiili üye sayisinin arttigini görüyorum. Biliyorsunuz, 1980 yasalari sendikaya üye olmayi noter sartina bagli tutuyor, bu da isçi basina 33 YTL demek. Yevmiyenin 25-70 YTL oldugu bir yerde bu, ciddi bir masraf. Sendikanin isçiler adina vermesi çok zor, üye aidatlarini zor topluyorlar, zaten sendikacilarin hepsi de isçi. Yine de sendikaya gelip gidenin artmasi umut verici. Bes tersanede çalisma saatlerinin eylemlerle 7.5 saate düsürülmesi de öyle...

Tuzla ilgi alaniniza nasil girdi? Benim önüme düstü diyeyim... Tuzla Tersaneler Bölgesi hakkinda bildigim kadariyla ilk sosyal bilimsel tezi yazan arkadasim Nevra Akdemir üzerinden oldu. Ben dört senedir Alman Sendikalar Birligi (DGB) için ‘Istanbul’da yasamak ve çalismak’ hakkinda bir haftalik egitim seminerleri yapiyorum. ‘Sanayinin Istanbul’dan kaydirilisini’ islerken o sahalar üzerine yeni çalismis insanlardan yardimlar aldik. Orada Nevra üzerinden Limter-Is’teki arkadaslarla, sonra da sahayla tanistim. Biz 2005 Eylül’ünde yaptik bunu, Agustos’ta çikan Terörle Mücadele Yasasi’na dayanarak sendika baskani ve genel sekreteri, bizim grupla Tuzla’yi inceledigimiz günün aksaminda gözaltina alindilar. Kisa süreli bir tanisikligin sonrasinda böyle sert bir darbe gelince konuya daha da yogunlastim. Ilk durusmada tahliye edildiklerinde sendika baskani Cem Dinç, bekâr odalari konusunda bir çalisma yürütmemizi önermisti. Derken ölümler seri bir hal aldi, Limter-Is meslek örgütlerine, bakanliga, GISBIR’e Tuzla Komisyonu kurma daveti yolladi. Nevra’yla ben daha çok davet degil, derdest edildik komisyona! Sonra nar gibi bölündü bu is, komisyon raporu çikti, uluslararasi karsilastirmasi olsun, Limter-Is’in sahada ihtiyaç duydugu bilgilerin derlenmesi olsun, Tuzla birden hayatimin vazgeçilmez bir parçasi oldu. Güzel olan kismi mesela Sabanci Üniversitesi’nde ögrenciler bizi panele çagirdi, Sabanci’daki ve tersanelerdeki taseron isçileri karsilastirmali tartistik. Oradan Bogaziçi’nden bir grupla baglanti kuruldu. ODTÜ, Sabanci Üniversitesi ve Bogaziçi Üniversitesi, 14-19 Nisan’da Emek Haftasi düzenlediler. Son gün,
Tuzla Havzasi’nda üniversite ögrencilerinin katildigi bir destek yürüyüsü oldu. Limter-Is de tersane isçileri ve tersanede yakinlarini kaybetmis ailelerle dayanisma gecesi düzenledi ayni gece. Bu bulusmalari çok önemli buluyorum.

Acinin epik dili

Tuzla’ya ilk gittiginizde, tek tek isçilerin hikâyelerini dinleyip isimlerini ezberlemeye basladiginiz zamandan aklinizda nasil fotograflar var? Neler ögrendiniz? Nelere afalladiniz?
Tuzla, akademik anlamda benim ilk saha deneyimim degil. Ama söyle bir özelligi var, biz bu raporu ölümlü is kazalari odakli yazdik. Örnegin esini, kardesini kaybetmis kadinlarla mülakatlar yaptik. Bu tamamen erkeklerin çalistigi bir sektör, ama onlari dinlediginizde kadinlarin disaridan sektörü ayakta tuttuklarini görüyorsunuz. Saglanmayan kisisel donanimi pazardan, komsulardan bulmak olsun, var olmayan isyeri hekimlerinin almadigi çapak alma olsun, ruhsal açidan destek olsun... Bu, en erkek isçi sektörünün içindeki örtük kadin emegini çok somut gösterdi bana. Kisisel bir kazanim da acinin diliyle ilgili... Günümün daha büyük bir kismini geçirdigim egitimli orta sinif ortamlarinda acinin baskin bir dili var. Bu dili hep çok egosantrik ve dramatik bulmusumdur. Ögrencilerimi anlamaya çalisirken de bazen zorlaniyorum, çünkü çok dramatik geliyor onlarin dertlerini ifade edis sekilleri... Orada daha soguk degil ama daha epik bir dille karsilastim, daha hikâyesel bir soyutlamayla... Ertesi gün hayat devam etmek zorunda. Üzerlerinden o yükü alabilecek bir özne yok. Bu, benim kendi hayatimda aradigim aci diliyle ilgili önemli bir açilim oldu. Kendi dertlerimi de ifade edebilecegim, taslasmayan, eksimeyen, düsman yaratmayan, hayata devam edebilen ama acilarina, yasina da sahip çikabilen bir dil arayisi... Duygusal olarak da çok ögreticiydi. Bir de Limter-Is’teki arkadaslarin dirayeti ve bu kadar zorlu bir sektörde birbirleriyle gelistirdikleri yumusak dostluk iliskileri ve ‘kavga dilleri’ de beni çok etkiledi.
Akademik hayatla iliskiniz nasil degisti?
Biri o tarafa, digeri öbür tarafa çeken iki etki var. Birincisi tabii ki bir vicdan azabi... Asil yapmaniz gereken islere, kariyerin dayattigi ritme yetisemiyorsunuz... Doktorami gelecek yil bitirecegim, o benim kafamda Demokles’in kilici gibi duruyor. Kariyerin çizgisel bir zamani var, bir de deneyimlerle, idealize ettiklerinizle, ölümle bu kadar yakin karsilasmanizla ilgili olan belleksel bir zaman var. Nereden vuracagi belli olmuyor onun. Müdahil olamayan, somut mekânini bulamayan, sahaya inmeyen bilginin çok egosantrik ve ataerkil tartismalara yol açtigini düsünüyorum. Hep irkildigim bir seydir; yazacagim, çizecegim ama yasamayacagim... Tuzla, yazi-çizinin hayatin inis-çikisiyla bagimi daha saglam kurdugum bir deneyim oldu. Tabii ki zaman içinde kazandigim donanim ve hassasiyetler geri planda, öyle önüme düstü Tuzla. Ben yurtdisinda 10 yil okudum, teorik olarak inceledigim ama dokunamadigim yerler vardi. Somut, adi konmus bir dert olunca süreç baska tür isliyor. Duygu-kafa, daha bütünsel islediginizi hissediyorsunuz.

Yazdyrylabilir Sayfa Yazdyrylabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Basindan

En Çok Okunan Haberler

Son Dakika Haberleri

© 2005-2007 Tüm Haklari Saklidir
RSS Kayna?y | Yazar Giri?i

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi